28 Eylül 2016 Çarşamba

84. Dil Bayramı ve Merhaba Ankara



26  Eylül günü şeker gibi bir programım vardı ama büyük oğlumun yine "son gün" etiketli işi geldi yakama yapıştı. Bizim evde böyle bir şey var arkadaşlar ; "son gün".

O iş her neyse, benim hep o "son gün"de haberim olur ve 
nedense bu mutlaka benim yapmam gereken bir iştir .

Oysa o gün kızlarla aylar sonra Kızılay'da buluşup, çay-kahve-sohbet yapacaktık.
Akşam da Şinasi Sahnesinde " Dil Derneği 84. Dil Bayramı Onur Ödülleri" törenine gidecektim.
Lakin tüm günüm banka,yeminli tercüman ve noter üçgeninde geçti.
Yine de akşam üzeri Tunus Caddesi ne gidecek enerjiyi saklamışım kendime . 


Açılış M.Kemal Atatürk!ün Türk Dili'ne verdiği önem ve katkılarının anlatılması ile başladı.
Öyle ya, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu nu kuran, 
şahsi mirasını bu iki kurum arasında paylaştıran Ata dır.


 Dernek Başkanı nın konuşmasından aklımda kalan
" İnsanın ufku ancak  kelimeleri kadar geniştir" cümlesi oldu. 
Kelimelerim azalıyor çoktandır, ufkumda daralıyor o zaman :(


Sonra sahne doldu.
Ne politika, ne siyasi partiler, ne de politikacılarla ilgilenmem açıkçası.
Kim benim önem verdiklerime önem veriyor, kim benim ve benim gibiler için 
hayatı kolaylaştırıp güzelleştirmeye çalışıyor ? 

Basit düşünüp, hayatı basit yaşamaya çalışan biriyim ben.


Türkçe'yi kutlayan gecenin kapanışını ise şair, yazar ve tiyatrocu Sunay Akın yaptı.


Eğlendirirken öğreten adam Oyuncak Müzesi'nı,


bildiğimiz yerlerin nasıl hayata geçirildiğini,


Anadolu'nun ilk devleti Hititler den günümüze kadar gelen aynılığı,


gravürlerdeki İstanbul'u ve daha bir çok şeyi su gibi anlattı.


Sunumunu benim de en sevdiğim 'memleket" şiirlerinden biri ve onun öyküsü ile bitirdi.


Bu memleket bizim




Bu Memleket Bizim
Dört nala gelip uzak Asyadan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde

Disler kenetli
Ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansin el kapilari

Bir daha açilmasin
Yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim

Yasamak bir agaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim


Nazım Hikmet 

******

Yaz boyu uzak kaldığım Başkent'e merhabam böyle oldu dostlar.

Gezi yazılarımın arasında size Dil Bayramı diye bir bayramımız olduğunu hatırlatmak,
benim gibi bilmeyenlere bildirmek istedim.

 Kültür Sanat Rehberi / Eylül  elimde olmasa günün yorgunluğu bir tiyatro salonu koltuğunda değil evde ki koltuklardan birinde atılacaktı.
Ve muhtemeldir ki dinlenen ruhum yerine sadece bedenim olacaktı. 


Sevgiyle kalın. Sanatla kalın.




7 Eylül 2016 Çarşamba

Şarkı Devrimi ve Letonya Savaş Müzesi



Letonya Savaş Müzesi, ulus için bağımsızlık mücadelesi veren Leton
ya’nın 20. yüzyılda yaşadığı askeri ve siyasi tarihini ortaya çıkarmayı hedefliyormuş.
Müzenin girişinde çok şık bir hatıra eşya satış bölümü var ve bu küçük  dükkan Baltık Ülkelerinde gördüğüm en makul fiyatlara sahip.
Ben koleksiyonum için  Riga ile ilgili dikiş yüksüğü ve porselen küçük çanlar aldım.
Çocuklar arkadaşları için Riga amblemli anahtarlıkları tercih ettiler.





. Müzenin koleksiyonundaki en önemli ve büyük kısım 20. yüzyıldaki geçmiş ile ilgili objeler.


Bu müzede her katın bir görevlisi var.
Bazıları orta yaşında üzerindeki zarif ve son derece kibar hanımlar sizinle birlikte dolaşıyorlar neredeyse. 























Şehir rehberinde  kaldığımız otele çok yakın gördüğümüz müzeden bu denli etkileneceğimi tahmin edemezdim.
Nerede ve kimler arasında olursa olsun savaşın soğuk yüzü kalbinizi donduruyor.


Letonya ve komşularının bağımsılık hikayesi de oldukça ilginç.

Şöyle ki,

Sovyetler Birliği eğemenliğindeki üç ülkede  (Litvanya, Letonya ve Estonya) 23 Ağustos 1989 tarihinde
halk el ele tutuşarak Tallinn'den Riga'ya oradan da Vivius'a kadar uzanan 600 kilometrelik bir insan zinciri oluşturarak dünyaya seslerini duyurmayı başarırlar. Şarkı Devrimi adıyla anılan bu devrimi takiben 21 Ağustos 1991 tarihinde Letonya SSCB'den bağımsızlığını ilan eder. 
2004 yılında Letonya  AB ne  ve NATO'ya üye kabul edilir.

******************************

Bu yayın vesilesi ile yaklaşan mübarek Kurban Bayramınızı kutluyor,
güzelim ülkemizde ve tüm dünya coğrafyalarında barışın, sevginin ve hoşgörünün egemen olduğu
nice bayramlar diliyorum.

Sevgimle.


27 Ağustos 2016 Cumartesi

Riga- Baltık Perisi

                        (int.den alıntıdır)
                                                           
                             Riga. Muhteşem Riga!                                           

                                                  

Nihayet Çok merak ettiğim, gitmeye can attığım Letonya'nın büyülü başkenti Riga yolundayız.

Tallinn den Riga'ya çift katlı otobüslerle 4 saatte varıyorsunuz.
Biletinizi önceden  bir kampanyadan aldıysanız bu size 4 euro ya mal olabiliyor. 
Yanınıza pasaportunuzu almanız Riga ya gitmek için yeterli. Ona da sadece çıtı pıtı otobüs firması görevlisi genç kızlar şöyle bir göz atıyor. O kadar.
Otobüsler tertemiz ve son derece konforlu. İçinde lavabo ve istediğiniz kadar kullanabildiğiniz çay/kahve makinesi bile var. Tabii self service ! Çocuklar uyudu, ben yol boyu eşsiz manzaralara bakıp Riga için gezi notları çıkardım. Burada iki gün kaldık. Yetti mi? Yetti de arttı diyebilirim.
Direkt Riga ya  gidenler için koşturmacalı bir gün bile yeter. Bizim bir de Tallinn'e dönüş yolumuz var diye Alp'in daha önce gelip kaldığı otel de yer ayırttık.
Ay, ben otel dedim değil mi? Hadi Öyle kalsın :))



Riga otobüs terminali küçük ama içinde her aradığınızı bulabileceğiniz bir yer.


Bu alt geçidi kullanarak şehir merkezine doğru yürüdük. 
Ankara'nın banyo duvarı (!) görünüşlü geçitlerinden sonra burası beni gülümsetti doğrusu.







Bu kareler Old Town merkezinden. Zaten otelimizde buralarda bir yerde.


İşte geldik!





Amber Rooms :) tek çalışanı ile sevimli bir yerdi.






Yüklerden kurtulunca, doğru Kedili Ev'e !


Hani ticarete yeni vergiler koyan Belediye Meclisi'ne kızan tüccarın, çatıdaki kedilerin arkalarını özellikle Belediye binasına çevirttiği ev :=)


Kedi seven, sevmeyen herkes buraya ! E, sonuç olarak güzel bir protesto şekli ama :)
(Sonradan kedilerin yönleri değişmiş diye de küçük bir bilgi vereyim)






Bütün sokaklar merkeze çıkıyor burada da.




Bu kilise ve koruma altındaki bu heykel Baltık Denizi kenarında, kaldığımız otelin çok yakınında.






Tiyatro Binası.
 Sayısız kapı, sayısız heykel başı. Yazarlar ve unutulmaz oyuncularmış. Ne hoş!


Sokaklar, evler, kiliseler, parklar, heykeller... 
Hepsini tek tek anlatsam yüreğim yetmez, anlatmasam içime dert.


Ankara daki Küçük Tiyatro binasına benziyor :)





Bak, yine detaylarda kaybolucam şimdi!












Üç Kardeşlerin Evi.
Ben şu mavi boyalının sahibine pek acıdım. Kenara itilivermiş, küçücükte bir arsa payı vermişler garibime. Sanırsın Anadolu da kız çocuğu. Yok, hepsi erkekmiş bunların.






Bir Müze Evin içi.









Arka kapı bir gizli bahçeye açılıyor :) severim.










Gezdiğimiz sayısız kilise içinden bu fotoğraflar hangisine aitti, unuttum :(













Şehre girilen bir çok kapı var. Sokaktan sokağa geçilen bu kapıları çok sevdim.
Üstteki İsveç Kapısı. Bakmayın şehrin böyle tastamam durur haline.
 İsveçler, Almanlar ve Ruslar tarafından vakti ile istila edilmişler.
İsveç orduları da Riga ya bu kapıdan giresiymiş.


Bakın bu kapı ne güzel bir avluya açılıyor. Hadi buradan başka bir sokağa.



Amber tezgahları e hediyelik eşya tezgahları. Satıcıların neredeyse tamamı bayan.


Yoruldum mu ne?








Müze kapalıydı, gezemedik.


Ama müze gibi evler, yapılar gördük.




Bakın, çatıda kitap okuyan biri var!


















Şimdi sokak çalgıcıları size güzel bir şarkı çalsın, 
ben bir sonraki yazıda size Riga yı anlatmaya devam edeyim. 
Olur mu?